1 Mayıs 2008′in Ardından (2)
Geçen gün 1 Mayıs İşçi Bayramı’nın sadece İstanbul’da bir inatlaşma ile sınırlı kalmaması gerektiği üzerine bir yazı yazmıştım.”Türkiye İstanbul’dan ibaret değil” demiştik demesine de, İstanbul yine göz yaşartıcı bombaların, biber gazlarının, copların konuşturulduğu bir şehir oldu. İşte bugün İstanbul’daki olaylar ve hükümetin olaylar karşısındaki tepkisi hakkında bir iki kelam edeceğim.
Hem 1 Mayıs 1977 Katliamı’nda ölenleri anmak hem de İşçi Bayramı’nın diğer etkinlikler gibi coşku ile kutlanması adına bu yıl da sendikalar Taksim Meydanı ısrarında bulundular. Geçen yıl katliamın 30.yılında nasıl izin verilmediyse Taksim Meydanı’na, bu yıl da izin verilmedi. Sendikalar ne olursa olsun Taksim’e yürüyeceklerini belirten açıklamalar yaptılar. Türk-İş, DİSK ve KESK ile siyasi partiler, meslek odaları ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarından oluşan “1 Mayıs 2008 Katılımcıları” “Buradan ilan ediyoruz. 500 bin emekçi olarak 1 Mayıs’ı, İstanbul’da Taksim’de ellerimizde karanfillerle kutlayacağız” demişlerdi.
Bu açıklamanın ardından saatler geçmişti ki hükümete yakınlığı ile bilinen Türk-İş Taksim ısrarından vazgeçtiğini ilan etti. Ancak Türk-İş’e bağlı bazı sendikalar Şişli’deki korteje katılım gösterdiler ve polis teröründen kaçamadılar. Taksim’e giriş-çıkışlar tam manasıyla kesilmişti. Öyle ki geçen yıl sabahın erken saatlerinde sınırlı olarak çalışan metro hattı bu yıl iptal edilmişti. Hal böyle olunca Taksim civarında oturan birisi olarak 4.Levent’ten kalkan servisime ulaşımım engellendi ve valilik destekli 1 Mayıs Tatiline sahip oldum. Binlerce insan gibi ben de Taksim Meydanı’na çıkamadım. Haberlerden izlediğim kadarı ile de çıkmayı zorlamamakla da iyi yapmışım. İstiklal Caddesi’nde otellerine gitmeye çalışan turistlerin sırtında patlatılan coplardan nasibimi almak istemezdim açıkçası.
Aradan geçen 5 günün ardından sakin kafa ile yaşanılanları değerlendirdiğimizde görebildiğimiz şu. Güvenlik güçleri ciddi anlamda çok iyi hazırlanmışlardı 1 Mayıs’a. Geçen yıldan deneyim ile barikatları daha bir gün öncesinden Taksim Meydanı’na yerleştirmişlerdi. Güvenlik noktaları neredeyse Taksim’in tüm ara sokaklarını kapsıyordu. Asker geçen yılki gibi yine Taksim Gezi Parkı’nda hazır ve nazırdı. İstanbul dışından binlerce polis de destek için yine İstanbul’daydı. Nasıl motive edildiklerini merak ediyor insan burada görevli polislerin. Polis mesleğinin kafamızda oluşturulan algısının “insan dövmek mesleği” haline getirilmesinin kaynağını gerçekten merak ediyorum, ama bu başka bir yazı konusu olsun şimdilik.
Taksim’de kolluk güçleri tam takım hazır iken İstanbul Valisi, İl Emniyet Genel Müdürü, İçişleri Bakanı gibi bürokratlar ardı ardına provokasyon tehlikesinden bahsedip duruyordu. Böyle büyük toplanmalarda gerçekten provokasyon tehlikesi olabilir ancak bunun önlenme yolu komple bir yasaktan mı geçer acaba? Ayrıca provokasyon olacaksa bu illa Taksim’de mi olacaktır? Taksim’de provoke edilmiş bir şenlikle Kadıköy’de provoke edilmiş şenlik arasındaki fark nedir? Bu sorular yanıtları basit ancak gelin görün ki, aptalca cevaplanılmasından kaçılan sorulardır.
Taksim Meydanı’nın kutlamalar, gösteriler için uygun bir yer olmadığını bahane eden yöneticilerin argümanlarından, “burada yapılacak bir gösteri trafiği alt üst eder, İstanbul’da hayat sekteye uğrar!” idi. Güleriz ağlanacak halimize. İzin verilmediği için gerçekten hayat sekteye uğramadı bu yıl da geçen yıl da. İşime gidemedim diyorum işime! Hangi yaşamın sekteye uğramasından bahsediyorsunuz Allah aşkına? Yurtdışına bakın, bu tarz gösterilerin yapıldığı alanlara bakın, en görkemli, en göz önünde olan yerlerde yapılırlar. Güvenlik elbette sıkı tutulur ve sağlanır. Taksim Meydanı’nda provokasyon ihtimali ve ulaşımın aksaması bahaneleri ile böyle bir gösteriye izin verilmemesi, “Ben bu şehri yönetmekten, kontrolünü sağlamaktan acizim” demekten başka bir şey değildir! Ama kimin umurunda?
Emek kesimi “Taksim bizim için bir semboldür, yitirdiğimiz arkadaşları orada anmak istiyoruz” diyebiliyorken Sermaye ve onun temsil ettiği hükümet neden laf döndürerek böyle saçma sapan bahaneler öne sürüyorlar düşünmek lazım…
1 Mayıs’taki tutumlarından dolayı eleştirilecek çok kişi var. Sendikalar mesela! Sendikalar çok mu masum? Binlerce insanı Taksim’e yürüyeceğiz diyerek ikna edip, sonrasında bu karardan çok değil bir kaç saat içinde vazgeçmek, katılımcıları ortada bırakmaktan başka bir şey değildir benim gözümde! Taksim ısrarından 1 Mayıs 11:00 suları “Hükümetin oyununa gelmeyeceğiz!” gerekçesi ile vazgeçtiler. E insaf… hükümetin tutumu belli idi. O zaman neden bu şekilde popülist bir anlayışla insanları kaba bir tabirle “gaza getirip” sonrasında bir anda duyarlı kesilip “oyunlarına gelmeyeceğiz!” dediniz?
Sendikalar beş hatalıysa Hükümet on beş hatalıydı elbette. Hükümeti, valiliği, emniyeti, polisleri ayrı ayrı değerlendirmek yersizdir. Polislerin terörü de hükümetin elinden çıkmıştır, valiliğin saçma sapan açıklamaları da.
İşine gelince demokrat işine gelmeyince abartısız şekilde faşist olabilen bir hükümete sahip olduğumuzu son olaylarla da da gördük! Özgürlük ve eşitlik naralarını başörtüsü için biz de her platformda atarken aynı anlayışı, aynı demokratlığı salak gibi bekleyen insanlarız. Ama yok, AKP Hükümeti parti kapatılmasına gelince demokrat, AKP Hükümeti Başörtü sorunu gündeme gelince demokrat, Bu AKP hükümeti değil mi yıllardır bas bas bağırdığımız TCK 301 için bir anda çalışmaya, parti kapatılma davası açıldığında başlayan? Bu çalışmayı da sırf AB’ye hoş görünmek için yapan? Eh bravo! “Tek akıllı siz misiniz?” diye sormazlar mı adama? Her gün onlarca insanın öldürüldüğü, Amerika’nın mandası olmuş diyebileceğimiz Irak’ta bile ellerinde kızıl bayrakları ile coşku ile kutlanan 1 Mayıs demokrasi ve özgürlük dersi olur mu AKP’ye acaba? Dündü sanırım emniyet ele geçirilen provokatif eylem silahlarını sergiledi. Bira şişelerinden yapılmış bir kaç molotof kokteyl, iki tabanca ve sapanlar… Bu ele geçirilen silahları meşrulaştırmak değil amacım ancak, 1 Mayıs öncesinde esip gürleyen valiliğin roket-atar, bomba vs bulmasını beklerdim. Kaldı ki bu ele geçirilen silahların tüm kitleye mal edilmesi ne demektir yahu?
Orantılı güç adı altında copların tersi ile insanlar sokaklarda dövülürken, ellerinde sadece afişleri, pankartları olan insanlara tazyikli kan kırmızısı suları fışkırtırken, onları damgalarken, biber gazlarını, göz yaşartıcı bombaları şerefsizce Şişli Etfal’in bahçesine atarken, silahsız insanların yüzüne doğru silahlar çekilirken, yerde kalakalmış kadının suratına tekme atıp sonrasında copla böğürüne vururken, botları ile savunmasız insanların üstüne basarken… Neredeydi Özgürlükçü AKP?
Tüm bu insanlık dışı ve demokrasiden bihaber uygulamalar sonrasında ise bir özür beklerken, aksine insafsızca yalan açıklamalar geldi.Vali Muharrem Güler acil servise gaz bombası atılmadığını
, yanlışlıkla patlayan bir gaz bombasının yaşanılanlara neden olduğunu gözlerimizin içine baka baka anlattı.Görüntüler vardı Allahtan da yalanı ortaya çıktı.Başbakan da elbette polisin arkasındaydı ve onları savundu.Ayakların baş olduğunda orada sorun olacağını belirtti sağ olsun kendisi.Çok merak ediyorum acaba kaç kişi vardı AKP’ye oy veren o kitlenin içinde.Yok, AKP’li yoktur demeyin hiç. Bu ülkede 2 kişiden birisi AKP’ye oy verdi! Ve kendisini oralara çıkaranlara AKP Hükümeti’nin hediyesi cop, tazyikli su, göz yaşartıcı gaz bombası ve biber gazı ile oldu.
AKP Hükümeti bir alkışı gerçekten hak etti!
Siyasi partiler açısından durumun bir diğer yüzü CHP idi benim için. CHP’den bir kaç milletvekili de Taksim’e yürümek istiyordu. Yürüyemediler elbette. Meclise konu taşındı, kürsüden AKP eleştirildi eleştirilmesine de. Burada şunu sormak lazım, elinizi vicdanınıza koyup da söyleyin, sanki CHP iktidar olsaydı Taksim Meydanı’nda böyle bir etkinliğe izin gelecek miydi? Hiç sanmıyorum. Hem de hiç. Şimdi AKP ve onun temsil ettiği sermaye izin vermedi bu sürece. O zaman da CHP ve sermayesi izin vermeyecekti. Bundan adım gibi eminim! Fırsat buldukça söylüyorum, sermayenin yeşili, kızılı olmaz! Olamaz! O yüzden CHP’nin şu an takındığı tavırı içten içe samimiyetten uzak buluyorum. Eleştirilerinde haksızlar mı? Hayır, ancak çözüm odaklı bir muhalefet yerine sadece kürsüden bağırarak bu iş olmaz! CHP’nin demokrasi ve özgürlük anlayışını da en son kurultayda gördük zaten!
Tüm bu yanlış yönetim, yasaklar şu bu… Olan kime oldu dersiniz? Günlük hayatı aksayan sıradan halkın başı yandı bir kere… Sendikaların gazı ile İstanbul’a gelen çoğu orta yaşlı işçilere, emekçilere oldu olan. Olan Türkiye’ye oldu. Demokrasi ve Özgürlük arayışımıza saplanan hançerler yetmezmiş gibi bir yenisi daha eklendi! Şimdi kimi yazarlar, “vah vah avrupaya rezil olduk” diye dert yanıyor! Yahu utanmazlar, bırak avrupayı, kendi kendimize rezil olduk en başta! Bunu görmek lazım! Avrupa’ya yaranmak için özgürlük – demokrasi arayışında değiliz biz “salak” demokrasi savunucuları! Kendi yurttaşlarımız için bunu istiyoruz! Ama rezil olunmuştur, bırakın avrupayı, dünyaya rezil olunmuştur yaşanılanlarla!
Bu utanmaz ve ikiyüzlü yönetimin sahipleri BAŞ oldukça da rezil olmaya devam edeceğe benziyoruz! Ama kimin umurunda?
Sizin umurunuzda mı?

(Henüz değerlendirilmemiş)
Anonymous
6 May, 2008
aslında akp 2008 bir mayıs taksim tavrıyla ağabeylerine şu mesajı verdi.
‘ergenekon operasyonu nedeniyle verdiğimiz rahatsızlıkdan dolayı özür dileriz. aman haa bizi yanlış anlayıp sakın partimizi kapatmayınız.. emrinizdeyiz paşam..’
Ayna-i Marzî
6 May, 2008
AKP’nin demokrasiyi kendine kullanması oldukça sinir bozucu bir durum açıkçası. Zaten Türkiye’de demokrasi hep kendi çıkarları için kullanıla gelmiş, ama akp’de daha çok dikkat çekmesi dillerinden düşmeyen “demokrasi” sözcüğü bence. Evet ben de istiyorum demokrasiyi, ancak her yönüyle.
Burada aslında kendisini İslamcı kesim olarak niteleyen ve demokrasi isteyen her kişi de bir sınavdan geçiyor. Ne olursa olsun demokrasi mi, yoksa işimize gelen yönlerinin alınıp geri kalan kısmın görmezden gelinmesi mi? Eğer ikincisiyse demokrasi sözcüğü dilden düşmeli.
1 Mayıs’ta olanlar hangi düşüncede olunursa olunsun mazur gösterilemeyecek şeyler. Şiddetin devlet aracılığıyla meşrulaştırılmasının bir başka örneğini hala hakettiler ama diye savunan insanlar oluyor ki, bu kişiler çok yakınınız olursa, iş daha vahim boyutlara ulaşıyor moral açısından.
Daha yaşım umutsuzluğa kapılmak için ufak, ancak kendimi bildim bileli her insanın kendi çıkarlarına uygun görüşü alıp empati yapmaması karşısında büyük bir yorgunluk var. Sanırım hep anlatmamız lazım insanlara. Ön yargılarını akıllıca söylenmiş kibar sözlerle kırmamız lazım.
Partiler ise daha da vahim. İkiyüzlülüğün olanca çirkinliğini görüyorum hep. Gözümüzün içine baka baka yapılıyor bu ikiyüzlülük. Akp şu an en canlı örneği.
Sanırım yapmamız gereken kendi çıkarlarımız için bakmamak sadece. Ne bileyim ya, empati yapmak çok mu zor yahu. Sadece kendini başkasının yerine koyarak düşünmek, anlık bile olsa?
Velhasıl söylediklerim pek yeni şeyler olmamasına rağmen döktüm yine de içimi, belki bir umudum olsun diye.